Kurban, maddi manevi teslimiyet, fedakârlıktır. Aklî, ruhî, bedenî ve malî fedakârlıkları tereddütsüz aşarak ulaşılan bir yüce makamdır. Aslında beşeri ve ilahi iletişimin hasıl ettiği bir anlaşma ve bir imtihandır adeta! Kurban, tarifi beşeri aciz bırakacak kadar büyük bir olaydır.
Genelde bayramlar, her milletin ve her devletin az çok bildiği ve kullandığı, resmî ve dinî hatta millî ritüellerinden biridir. Bizde de bayramlar resmî, millî ve dinî olmak üzere kutlanır. Dinî bayramlarımız Ramazan ayının bitimiyle Müslümanların tuttukları bir aylık Ramazan ayı orucu sonrası kutlanan fıtır bayramı, ya da Ramazan Bayramıdır.
İkincisi de şu anda idrak ettiğimiz Kurban Bayramı adıyla kutladığımız bir bayram. Kurban Bayramı her türlü takdirin ve her türlü fedakârlığın yani insanüstü fedakârlığın yaşanmasının anısına belki de İslam dini müntesiplerine kutlanması emredilmiştir. Kurban bayramının iki yönü vardır: Birisi bu bayram Zilhicca ayının 10. günü kutlanır ki, aynı zamanda bu zaman diliminde İslam'ın beş şartından biri olan Hac ibadetinin de yapıldığı ve büyük dini mükellefiyetin yerine getirildiği bir gündür. Aynı zamanda hac ibadeti de başlı başına kayda değer bir ibadettir ki, çok yönlü olarak Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala insanlara tafsilatıyla anlatmış ve farz kılmıştır.
Ama bu bayramın kurban yönü ise çok daha ağır ve çok daha fedakârlık isteyen bir konudur.
Düşününüz ki, evliliğinizin neticesi beklemeye koyulduğunuz ve beklentisiyle yanıp tutuştuğunuz ciğerpareniz bir çocuğunuz olacak ve bu çocuk sevilme ve güzel güzel yürüme, büyüme çağına gelecek fakat gördüğünüz bir rüya ile onu kurban etmekle mükellef kılınacaksınız ve hem siz hem de yavrunuz buna boyun eğecek, siz baba olarak çocuğunuzu kurban etmeyi kabul edecek ve bunu yapmak üzere kıvranıp dururken bunu çocuğunuza nasıl anlatacağınızın hesabını yapacak ve bıçağınızı bileyerek çocuğunuzu alıp kurban edeceğiniz yere götüreceksiniz, çocuğunuz da kurban edilmek üzere kesileceğini hissederek sizinle gelecek ve kaderine razı olarak sizin tereddüdünüzü gidermek üzere size Kur'an ifadesiyle: Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: "Evladım" dedi, "ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!" Oğlu: "Babacığım!" dedi, "hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah'ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!" (Saffat Suresi. 102) şeklindeki ifadeleriyle teslimiyetini gösterecek.
Hz. İbrahim (as) gördüğü rüyası üzerine oğlunu boğazlayacağını oğluna söylüyor, oğlunun fikrini almak istiyor ve oğlunun verdiği cevap damarlarımızdaki kanı donduracak seviyededir ki, yukarıdaki ayette beraberce bunu okuduk. Baba-oğulun gösterdiği bu samimiyeti sonra da şu gelişmeyle bütün bir beşeriyete Allahu Taala Kur'anda hikâye ediyor:
Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, (boğazlamak üzere) İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrahim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz! Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. (Saffat 103–106)
İşte bu sevinç Kurban Bayramı sevincidir ve Peygamberler atası Hz. İbrahim'den itibaren Kurban bayramları bu sevinçle kutlanageldi.
Kurbanla alakalı bilinmesi gereken ikinci bir husus da Peygamberimiz Hz. Muhammed A.S.'ın dedesi Abdulmuttalip, Mekke eşrafından bir insandı, fakat o günün Mekke'sinde itibar ve üstünlük, siyasi ve mali gücün yanında, oğul evlat çokluğuyla olabiliyordu. Fakat Abdulmuttalip'in malı mülkü olsa da erkek çocuğu yoktu. Abdulmuttalip o gün Hanif dini üzerindeydi. Allah'tan kendisine 10 erkek çocuk vermesini yalvar yakar istedi; eğer 10 erkek çocuk verirse bunlardan birisini Allah'a kurban edeceğini söyledi. Ve gerçekten de Allahu Taala 10 erkek çocuk verdi. Çocuklarının her birisi büyüdü, Abdulmuttalip de bu nezrini hatırladı ve çocuklarına bu rüyayı ve bu taahhüdünü bildirerek birisini kurban etmesi gerektiğini ama bunlardan hangisini kurban edeceğini kura ile belirleyeceğini söyledi. Çekilen kurada kurban olma ileride Peygamberimizin babası olacak Abdullah'a isabet etti, Abdulmuttalip aslında Abdullah'ı çok seviyor ve onun kurban edilmesine gönlü hiç razı olmuyordu ki, zaten dayıları da buna karşıydı. Bunu nasıl çözebileceklerini bir bilgine sormaya karar verdi Abdulmuttalip.
Bilgine sorunca bilgin: Siz bir insan diyeti olarak ne ödersiniz, diye sordu. Abdulmuttalip: 10 deve, dedi. O zaman 10 deve ile Abdullah arasında kura çek ve deve sayısını onar onar artır, kura hangi sayıda develere çıkarsa onları kurban ettiğin zaman sen taahhüdünden kurtulmuş olursun, dedi. Bilgin'in dediğini yerine getirdi Abdulmuttalip ve her on deve ilave ederek yüz deveye kadar tekrar tekrar kura çekti ama hepsinde de kurban olma kurası hep Abdullah'a çıktı. Deve sayısı yüz olunca çekilen kura bu defa develere çıktı. Abdulmuttalip memnun oldu ve Peygamberimizin babası olacak Abdullah'ın yerine yüz deveyi kurban ederek taahhüdünü yerine getirdi.
Sonra Efendimiz Aleyhisselam hem Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etme teşebbüsünü hem de dedesinin kendi babasını kurban etmekten kurtarmak üzere yüz devenin kurban edildiğini hatırlatarak: Ben iki kurbanlığın oğluyum, diyerek bu meseleyle kendi büyüklüğünü ifade etmeye çalışmıştır. İşte alem-i islamın kutladığı ve zenginlerin üzerine vacip olan kurban ibadetinin mahiyeti budur.
Yeryüzünde bütün Müslümanlar Allah'ın evi Beytullah'ı ziyaret edip Haccın önemli rükünlerinden birisi olan Arafat'ta vakfeye duran hem kendileri hem bütün Müslümanlar ve bütün insanlık için dua eden müminlerin duasında olabilmeyi temenni eder, Narlı Köyü Sitesi ziyaretçilerinin Kurban Bayramını tebrik ederim.



0 yorum